-Yazan
Işık Sükan-
-KUYULARIN SIRLARINDAN
BİR SIR HAKKINDA-
Evvelâ bir insanın düşebileceği
manevi karanlık kuyulardan söz etmek istiyorum.
Hayatın öylesine girdapları var. Nasıl ve niçin
olduğunu anlamaksızın ruh, döne döne derinlere
iner. Bütün ışıklardan öteye. Gücü ne olursa olsun,
vaktiyle ne önemli aşamalardan geçerse geçsin,
hatta ne denli yüceleşirse yüceleşsin.
O derin karanlık girdapta; yaşantının
ve insan ilişkilerinin bütün anlamsızlıkları,
baş döndürücü bir süratle ruhu kendine perçinler.
Bu anda yalnızlık, bütün ağırlığı ile insanın
üzerine abanır. Yalnızlık, amaçları, umutları
sivri tırnakları ile kökünden söküp savuran güçlü
bir kuvvettir. Zaman anlamını yitirir. Dakikalar
saat, saatlar gün gibi uzamaya başlar. Bazen da
tersi olur.
Başlangıçta; geçmiş zamandaki hatalar, azap verici
balyozlarının şaşmaz darbelerini indirirler. Amansız
ve kaçınılmaz hüznü arttırmak için. Sonra yavaş
yavaş bu da önemini yitirir. Her şey önemsiz görünür
insana. Hiçbir şey ilginç değildir. Lâkaydi ve
duygularda uyuşukluk, bir bulut gibi sarılır her
yandan. Bir nevi huzur vardır lâkaydi de. Bütün
arzuların ve ihtirasların dizginini gerecek onları
ezecek güçtedir lâkaydi. Onun getirdiği huzur,
bütün elemlerin devası gibidir. Güçlü bir ruh
ona ulaşabilen ruhtur. Ancak lâkaydi, zayıfları
ezer, ufalar, eritip yok eder.
Lakaydinin ötesine aşmak için çok
güçlü olmak gerek. Çevreye ve kendine olumlu,
yaşamı güzelleştiren bir aşama göstermek gerek.
Bu yüceliş; yaşama sevgisi ve amaçların kuvveti
nispetinde önemli ve yaratıcıdır.
Karanlık kuyulara inmeye, kirli
sulara dalmaya alışkın bir ruh, her kurtuluşta,
gerçeğin bir kez daha ve çok daha kudretli olarak
ışıldadığını görür (O yüzden Hz. Mevlâna bunu
bildiği için “bin kere tövbe bozsan yine gel”
demiştir.). Başlangıçta onu tüm olarak kavradığını
sanır. Kamaşan gözlerini kırpıştırarak sarhoş
olur. Lâkin çok geçmeden, gerçekle arasında daha
başka perdelerin mevcut olduğunu fark eder. Her
iniş çıkışta, yeni bir perde düşer, ışık, biraz
daha sarar onu. Ama bu perdelerin çokluğu da ayrı
bir gerçektir. Hayatı boyunca, yüce bir ruh gerçeğin
aydınlığına susar. Onun peşinde pervane gibi döner.
Çoğu kez, aynı yollardan geçer. Hatta aynı hataları
yapar. Ama gerçeğin bir bölümünü olsun kavrayabilirse
sessiz ıstıraplarının bedeli onca ödenmiş sayılır.
Ona hareket gücünü, mücadele yeteneğini
veren şey; güneşin altında henüz söyleyemediklerini
ifade etme, ya da yaşayabilme ümididir. Eğer bu
vaki olursa o an ebedidir. Ve o ana kadarki çırpınışlar
ne denli bir zaman süresi içinde akıp gitmiş olursa
olsun; hiç yaşanmamışçasına anlamsız ve öylesine
boş ve öylesine yoktur…
Yazan Işık SÜKAN
|