-Yazan Işık Sükan-

ADI KONMAMIŞ DOST İÇİN

Sana dostum dedim ya, onun için yazıyorum. Artık konuşmayacağım. Çünkü zaten sözler gerçeğin naçiz gölgesinden başka bir şey değil. Sözler zaten bahanedir. İnsanı insana çeken canların bağdaşmasıdır. Yoksa, ne mucizeler ne kerametler zuhur etmiştir de birisi diğerinin kıymetini bilmemiştir. Saman çöpü ile kehribar arasında özde bir bağdaşma var ki bunlar birbirini çeker. Aslında aynı cinsten oldukları için bu çekim gerçekleşir. Ama bu bağdaşma gizlidir. Göze görünmez. Sözler bu gizliliğin örtüleri gibidir.

Hayaller de insanı şuna buna çeker. Bu hayaller de, düzenler de gizlidir. Bahçe hayali, insanı bahçeye iş yerinin hayali ise işyerine çeker. Hayal de örtü gibidir. Bu örtüyü kaldırınca altından saf gerçek çıkar. Aslında çekim gücü o gerçektedir. Ama hayalin içine çeşitli düzenler ve rantlar, çıkarlar sokulmuşsa bu örtü ortadan kalkar kalkmaz gerçek, kıyametin kopuşu gibi apaçık belirir. Böylece, “O gün gizli şeyler meydana vurulur” ayeti vücut bulur. Hal böyle olunca saf gerçeği arayanda pişmanlık olmaz.

Akıllı bir adama, biri kalkıp şunu bunu isterim diye uzun bir liste verse o akıllı adam bu uzun listedeki isteklerin sayısına bakıp şaşırmaz. Ve sayıların çokluğuna aldanmaz. Sayıların çokluğunun ancak sınama için ortaya konduğunu hemen anlar.

Mesela; kızarmış pirzola, domates salatası, zeytinyağlı yaprak dolması, sütlaç, muz, portakal istiyorum dendi mi liste ne kadar uzun olursa, öylesine daha belli olarak, bunun temeli hemen açlığa çıkar. Yani bu listenin tek temeli vardır. O da açlıktır. O listeyi sunan dosya, bunların birini bile istemez.
Açlıktan gözü dönen birinin ayırt etme kabiliyeti olmaz. İnsanın aklı, bedenini beslemekte olunca, her pis şeye el atıp tutup yer.  Ayırt etme latif bir anlamdır. O kabiliyet bedenle durmaz. Tam tersine beden onunla durur. Ve onun mevcudiyeti ile nurlanır. O öyle bir nurdur ki göz, kulak v.s. gibi pencerelerden ışık verir. Bunu anlamak için, mum yakıp görmeye lüzum yok. Güneşi görmek için lamba yakmaya gerek var mı? Şimdi sana çok sevdiğim bir şiiri yazayım hemen anla.

Eşsiz güzellikte bir kuş
Yedi rengi parlayarak kanatlarında
Kondu el değmemiş tepesine
Yüce bir dağın
****
Sonra uçtu gitti.
Gel gör ki;
O yüze dağ başında
Ne bir şey fazlalaştı
 Ne de bir şey eksildi tabiatından..

         İşte böyle oldu. Kendimi feda edeyim, inancımın getireceği saadete, dostlarımın dostunu ortak edeyim diye aklımı, tedbirimi, fikrimi sergiledim. Her şeyi Tanrı’dan bilmedim. Tokadı suratımın ortasına yedim. Doğruldum elimde, Musa’nın asa’sı (dürüstlük) var. Bana miras verildi. Bıraktım elimden; cümle eğrilikleri, büyüleri yer gibi yuttu. Çünkü doğruluk geldi mi bütün eğrileri siler süpürür.
   
     
HİKAYELER
Adı Konmamış Hikayeler1
Adı Konmamış Hikayeler2
Adı Konmamış Hikayeler3
Adı Konmamış Hikayeler4
Ateş Böcekleri Efsanesi

© 2005 Işık Sükan - Her Hakkı Saklıdır. İzin almadan çoğaltılamaz ve kopyalanamaz.
Bu site bir Bora Döken tasarımıdır.